Kûrdistan Sorunu Desek? [Erdem Nezan]



kampfplatz 3:9

Temmuz 2015





Erdoğan’ın “Türkiye’de Kürt Sorunu Yoktur” sözünün daha evvel sarf ettiği sözler arasında niteliksel anlamda bir farkı bulunmamaktadır. Başbakan olduğu ilk zamanlarda bir soruya karşılık “Düşünmezsen Kürt Sorunu Yoktur” demiştir. Daha sonra 2005’te Diyarbakır’daki bir mitinginde “Kürt Sorunu Benim de Sorunumdur” ile “Kürt Sorunu Hepimizin Sorunudur” gibi yuvarlak ve sorumluluğu bir başka bahara erteleyen ya da başka bir seçim için rafa kaldırılan cinsten beyanları aynı şekilde anlamsızdır. Öncelikle bu benzeşen mesajların irticalen ve planlanmamış olarak sarf edildiğinin altını çizmek gerekir. Bu, memleket meselelerini konuşan bir gruba “o iş aslında öyle değil, bilmediğimiz şeyler var” tarzında kahve tartışmalarına müdahale eden cinsten sözlere benzer. Bu sözler gerek sosyal medyadan gerekse de Kûrd muhalefetinden sert tepki aldığı gibi birçok tartışmaya da neden olmuştur. Bu konuda sarf edilmiş sözlerin tersinden hatta söyleyen kişinin bile tahmin edemeyeceği bir tarzda işletilmesinin daha akıllıca olacağı kanaatindeyim. Bunun için İslamcıların kendi aralarında kullandığı ve Erdoğan’ın da neşet ettiği “mahalle”nin ikiyüzlü ve korkak politikası(zlığı)nın Kûrd nefretini nüksettiren bu söyleminin yerine ezber bozan karşıt-söylemi; Kûrd sorunu yerine daha büyük ve çetrefilli olan Kûrdistan sorunu söylemidir. Özellikle Kobanî direnişi ile birlikte Kûrdlerin birlikte hareket etmeksizin bir başarıya ulaşamayacağı fikrinin olgunlaştığı görüldü. Yine bütün dünyanın birincil sorunu olan IŞİD ile mücadele yerine şımarık çocuk rolüne girip “bizim önceliğimiz Suriye’dir” diyerek “Kürt sorunu hepimizin sorunudur” sözüne benzeşen başkasından medet umulan bir çeşit kurnazlıktır. Bu söylemin diplomaside hiçbir değeri bulunmamaktadır. Çünkü AKP hükümet olduğundan bu yana beyazlaşma krizi yaşayarak ülkenin gerçek sahibi olmadığının acısını yaşamıştır. Beyazlaşmanın koşullarının büyük bir katliam olması gerektiğini de bilmiştir. Nitekim Roboski’deki katliamdan sonra Erdoğan, “Türk Ordusu görevini samimiyetle yerine getirmiştir!” diyerek Dersim’i bombalayanların yanında safları sık ve düzgün tutarak “mahalle”nin safını da oraya çekmiştir. Onun da farkında olduğu gibi devletin sahibi olmak Kûrdleri katletmekten geçmektedir. Başka şekilde beyazlaşması mümkün görünmemektedir. Bu haliyle “Kürt Sorunu Yoktur” demesi ile “ Kürt Sorunu Benim Sorunumdur” demesi arasında bir fark yoktur. Asıl fark onun söyleyemeyeceği ve de gücünün yetmediği bir şeydir. O da dört parçaya bölünmüş “Kûrdistan’ın birlikteliği”ni tartışmaya çağrışan fikirdir.

Nitekim şimdiye dek dillendirilmekten korkulan “Kûrdistan Sorunu” olmuştur. Kendini demokrat, solcu, sosyalist, liberal ya da özgürlükçü gören cenahın da asıl kaygısı budur. Kürt derken bunu müsteşrik bir kategorinin zararsız bir yansıması olarak düşünürken mesele “Kûrdistan” olunca milli refleksler öne çıkabiliyor. Bu da Ortadoğu’daki kültürel ve etnik formasyonlardan kaynaklanmaktadır. Her ne kadar pedagojik ve ekonomik bir düzeyin serbestleştirici ikliminde yaşıyor olsalar da kolektif bilinçaltına kazınan negatif imajlardan sıyrılmak kolay olmamaktadır. En ufak bir çelişkisinde Kûrd hareketine saldırmaları bunun (kurnazca bir) göstergesidir. En basit örneği ise Gezi Olayları’nda Kûrdlerin katılmadığı iddiası ve bunun doğurduğu suçlayıcı sol jargondur. Ancak şunun artık farkına varılmalıdır ki gerek verdikleri savaş gerekse de seküler yaşam biçimini özendirme mücadelesiyle Ortadoğu’yu özgürleştirecek son seçenek Kûrdlerdir. Parçalana parçalana gururlu ama iktidarsız olan sol, Paramaz Kızılbaş’ın cesaretini örnek alarak bu çabaların çağrısına karşılık vermelidir. Çünkü Kûrdîstan Sorunu, Ortadoğu halklarının radikal demokrasi pratiklerinin işletildiği büyük katkıyı sunar. Özellikle Rojava Toplum Sözleşmesi’nin de içeriğinde bulunan “halkların kendi kararlarını verme hakkı” bunun önemli bir göstergesidir. Uluslararası bir önem kazanan Kobanî direnişi ve onun etrafında oluşan Kûrdistanlaşma fikrinin artık Kürt sorunu gibi oyalayıcı ve şark kurnazlığına müsait politik diskurunun demodeliğiyle geçiştirilemez. Bu nedenle bütün dünyaya verilecek mesajın açıkça dillendirilmesi gerekir. Bu mesaj da artık Kürt sorunu yerine Ortadoğu’yu özgürleştiren, 21. yüzyılın yeni değerlerini yaratan ve güçlendiren Kûrdistan fikridir.