HDP'nin Kınama Meselesi [Osman İşçi]



kampfplatz 3:9

Temmuz 2015




20 Temmuz’da Suruç’ta patlatılan ve 33 arkadaşımızı, yoldaşımızı bizden koparan IŞ(ÎD) bombası ülkemizin gidişatını da köklü bir şekilde değiştirdi. Ertesi gün IŞ(ÎD) kamplarına yönelik başlayan hava saldırılarına eş zamanlı olarak PKK kampları da vuruldu. Zaten kısa süre sonra yalnızca değilse bile çoğunlukla PKK kamplarının vurulduğunu gördük. Bu askeri operasyonlara yaygın gözaltı operasyonları da eşlik etti, ediyor. 21 Temmuz’dan bugüne 2000’den fazla kişi gözaltına alındı ve 250 civarında kişi de tutuklandı. Gerek hava saldırıları gerekse de yaygın gözaltı-tutuklama operasyonları üzerine uzun uzun yazılabilir. Ancak bu yazıda her şiddet döneminde olduğu gibi bugünlerde de karşımıza çıkan ve HDP üzerinde basınç, baskı oluşturmayı amaçlayan kınama meselesini ele almak istiyorum.

Bu dönemde HDP’ye yönelik “kınama” basıncı kampanyasını Başbakan Ahmet Davutoğlu 29 Temmuz tarihindeki AKP Grup Toplantısında başlattı. Ahmet Davutoğlu toplantıda HDP için şu sözleri söyledi: “DEAŞ terörünü kınadıkları gibi PKK terörünü de kınayabildikleri gün, biz de onların çağrılarına cevap verir, oturur konuşuruz. Bunları yapmadıkları sürece millet nezdinde de bizim nezdimizde de sanık sandalyesindedirler, hesap verme makamındadırlar.[1]

Bu sözler üzerinde durmadan önce böyle bir “kınama” basıncına neden ihtiyaç duyulduğu üzerine birkaç şey söylemem gerekir. Bu tür kampanyalar askeri operasyonların, yaygın-gözaltı ve tutuklamaların söylemlere yansımasıdır. Böylece askeri olarak PKK’ye verilen ve ne kadar olduğunu tam olarak öğrenemediğimiz “zayiatı verdirirken”, gözaltı-tutuklama uygulamaları da askeri operasyonları sokakta protesto edenleri/edecekleri “sustururken”, kınama basıncı da HDP’yi “ötekileştirmek”, söylediklerini “itibarsızlaştırmakta” ve “kriminalize” etmektedir.

Ahmet Davutoğlu’nun sözleri öncelikle ülkemizde yasadışı olan PKK ile her il, ilçedeki binalarına ek olarak genel merkezi başkent Ankara’da olan, 6 milyon oy almış ve mecliste 80 milletvekili temsil edilen HDP’yi aynılaştırmayı hedefliyor. PKK’ye yönelik sözlerini HDP’ye söylüyor. Böylece, bir analistin “Hükümet sınır ötesinde PKK kamplarını, AKP’de içeri de HDP’yi bombalıyor” ifadesi daha da anlam kazanıyor. Başbakan Davutoğlu partisinin grup konuşmasında sözlerini şu şekilde sürdürüyor: “Bugün dahi barıştan bahsedenler var ya siyasi görünümlü şahsiyetler hesap verecekler, Herhangi kınama, lanetleme duydunuz mu? Biz bu milletin kaderini kimseye bırakmadık, bırakmayız.[2]” Siyasi görünümlü şahsiyetler dediği HDP üyeleri ve/veya meclisteki temsilcileri bu ülkenin yasalarına göre kendisiyle aynı yarışa girmiş, kendisinin de hitap ettiği aynı seçmenden oy almış ve kendisiyle aynı parlamento çatısı altında temsil ediliyor. Ancak bu durum Davutoğlu’nun HDP’yi ötekileştirme, kriminalize etmekten vazgeçirmiyor.

Benzer bir üslup değişikliğini son günlerdeki basının dilinde de görebiliriz. Eski düşmanlaştırıcı dile geri dönüldü. İngiliz haber ajansı Reuters IŞÎD’e yönelik başladığı belirtilen ancak daha sonra Kürt Hareketini neredeyse tek hedef haline getiren saldırı dalgası için Türkiye IŞÎD’e kısa süreli saldırdıktan sonra geleneksel düşmanına yöneldi ifadesini kullanmıştır. Özellikle havuz medyasında HDP’ye yönelik çıkan haberler Ahmet Davutoğlu’nun öncülük ettiği “kınama baskısına” uygun bir tarzda yapılıyor.

Durum böyle olunca da HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın 28 Temmuz’da Radikal Gazetesinden Ezgi Başaran’a verdiği röportajda ifade ettiği “Bizim için öldürülen kişinin giydiği üniformanın, taşıdığı siyasi kimliğin hiç bir anlamı yok. Önce ortadaki cenazeye hep birlikte sahip çıkarız. Ben provokasyon olmayacağından emin olsam, o polisin cenazesine giderdim mesela. Ailesine giderdim, o insanların ailesinin elini öperdim. Yani benim annemden nasıl bir farkı var ki onların? Tabloya bakın, görüntülere bakın... Aynıdır. Onların kardeşleri benim kardeşlerim gibidir. Çocukları çocuklarım gibidir. Nasıl ayrıştırabilirsin ki bu toprağın insanlarını...[3]” sözleri hak ettiği değeri bulmuyor. Çünkü amaçlanan HDP’nin sözlerini, politikasını öğrenmek değil her türlü baskıya rağmen siyaset sahnesinden inmeyen Kürt Hareketini veya onlarla dayanışma içerisinde bulunanları ötekileştirmek.

Önceki dönemlerde, örneğin 90’ların ilk başlarına kadar, Kürtlerin bireysel olarak varlığı bile kabul görmüyordu. Bu durumu değiştirmek için çok bedel ödendi ve maalesef bu bedeller çoğu zaman öldürülmek biçiminde oluyordu. Sonrasında, Kürt vardı ancak Kürtlerin örgütlenmesi istenmiyordu. Bu durumu değiştirmek için de çok bedel ödendi ve bu durum da çoğu zaman uzun yıllar cezaevi oluyordu. Şimdilerde Kürtlerin kimliği inkar edilemiyor, örgütlenmesi büyük oranda engellenemiyor ancak meşru ve yasal örgütü ötekileştiriliyor, itibarsızlaştırıyor ve kriminalize ediliyor. Başbakan öncülüğünde yürütülen bu “kınama” meselesini bu şekilde de okuyabiliriz.



[1] http://www.haberturk.com/gundem/haber/1108653-basbakan-ahmet-davutoglu-dunyayi-baslarina-yikariz
[2] age.
[3] http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ ezgi_basaran/provokasyon_olmayacagini_bilsem_polislerin_cenazesine_gitmek_ isterdim-1404954