Elifhan Köse Yalnız Değildir! [Gülsüm Depeli]




kampfplatz 3:8

Şubat 2015






Son zamanlarda gündeme gelen bir dava hepinizin dikkatini çekmiştir; Elifhan Köse’nin davası. Hem arkadaşım hem meslektaşım olan Elifhan, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi’nde öğretim üyesi. Gezi direnişi sırasında polis kurşununun hedefi olan Berkin Elvan 269 gün süren yaşam mücadelesini kaybettiği gün, Elifhan İstanbul’a gidemediği için Karaman’da sokağa çıktı. Biz de aynı isyan duygularıyla Ankara’da meydanlardaydık. Bazı arkadaşlarımız İstanbul’a doğru yola çıkmıştı. Üzerimizden helikopterler uzaktan uçarken, devletin gözetleme ve saldırı araçları Elifhan’ı Karaman’da yakın takibe almış, açıkça hedef seçmişti. Görünen o ki, Karaman’da meydanda olmak çok daha zordu.

Bu eylemin sonrasında Elifhan’a Tayyip Erdoğan’a “hakaret”ten dava açıldı. Eylemde “Hırsız Tayyip Erdoğan” sloganı attığı iddia edildi. Sloganın atıldığı bir iddia. Hırsızlık iddialarını cevaplamak yerine kendini aklayan hükümet ise hâlâ zan altında. Zamanın Başbakanı’nın adalet talebiyle sokağa çıkanlara “Polise emri ben verdim” dediğini ve bu açıklamaya rağmen “Katil Erdoğan” sloganının, hakaret davası nedenlerinden bir diğeri olduğunu da biz hatırlatalım.

19 Aralık 2014’te, devletin cezaevlerine dönük kanlı operasyonunun yıldönümünde, Pınar Selek’e açılan intikam ve inat davasının kim bilir kaçıncı kez görüldüğü aynı günde, Karaman’da 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde de Elifhan’ın davası vardı. O gün orada olamadım, açıklanan kararı akşam saatlerinde öğrendim. İnanamadım! Elifhan’a 11 ay 20 gün hapis cezası kesilmiş, cezayla ilgili “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kararı verilmişti.

Yargının gittikçe iktidarın saldırı aygıtına dönüştüğü, îslami faşizmin ayak seslerinin açıkça duyulur olmaya başladığı içinden geçtiğimiz günlerde, Elifhan’ın davasıyla ilgili yargı kararı elbette protesto edilmeliydi ve edildi. Karar açıklanır açıklanmaz Elifhan Köse ve Avukatı Genco Yıldırım, kararı temyiz etmek üzere Yargıtay’a başvurdu. Davayı başından itibaren yakından izleyen Eğitim-Sen de kararı tanımadıklarını ve mücadeleye devam edeceklerini açıkladı.

İçinden geçtiğimiz dönemin bellek kaydına yakından bakalım. Aslında iktidar, hükümet ettiği yaklaşık 12 yıl boyunca, evvela medya çalışanlarının, devamında ise aydın, entelektüel ve akademisyenlerin ifade özgürlüğüne dönük keskin bir saldırı yürüttü. Elifhan’ın ve başka birçok davanın da örneklediği üzere, bu süreçte yargıyı bizzat ve doğrudan saldırı silahı olarak kullandı. Eylem ve ifade hakkını sindirmek üzere açılan davaların sayısı son yedi yıl içinde takip edilemez ölçüde arttı. Bu süreçte dava maddeleri ve gerekçeleri içinde “kamu görevlisine hakaret” özellikle dikkat çekti. Görülüyor ki, pek alıngan devlet erkânı, kimi zaman zafer sarhoşluğuyla, kimi zaman da korkuyla, muktedir hassasiyetinin keyfini talan eder hale geldi. Her fırsatta ifade hakkını ihlal ediyor: Artık yazan, çizen, düşünen insanlara dönük hakaret davalarının haddi hesabı yok. Bilindiği gibi, Erdoğan açtırdığı davalarla bu konuda en başı çekiyor. Nitekim söylediğim gibi, Elifhan’a açılan dava da yine Erdoğan’a hakaretten.

Bir de şu var: Bu tür davalarda “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kararına başvurmak sık rastlanan durumlardan. Hukuki detaylarını çok bilemiyorum fakat uygulamanın AKP iktidarı döneminde, 2005’te kurumlaştığını ve yürürlüğe girdiğini söyleyebilirim. Karar, paternalist kapitalist devletin, yurttaşın ifade hakkına dönük önemli gözetleme, susturma, gözdağı ve baskılama stratejilerinden biri olarak iş görüyor. Nitekim Elifhan’ın davası da aynı kararla sonuçlandı. İçinden geçtiğimiz dönemi önemli bir hatırlatmayla toplumsal belleğimize kayıtlayan Cengiz Ekiz, Elifhan’ın davasını 1940’lardan Behice Boran’a, devamında Büşra Ersanlı’ya köprü kurarak anlattı. Elifhan’ın davası işte bu kara tarihin sonuna ekleniyordu. Toplumsal yaşamın dört bir yanına sirayet eden muhafazakârlık, ekonomik ve fikri güvencesizlik, Burcu Şentürk’ün ve Dilara Gürcü’nün yerinde deyişiyle günümüzde bir kez daha üniversitelere uzandı. Üniversitelerdeki akademisyen kadınları hedefine aldı; cadı avı olarak kendini gösterdi. Son bir yıl içinde bu av süreci, Neşe Özgen, Nevra Akdemir, Ceyda Sungur, Oya Yağcı ve Meryem Kurtulmuş’tan sonra Elifhan’a ulaştı, iyice yakınımıza kadar sokuldu.

Ben bu satırları yazmaya çalışırken süreç devam ediyor. Zorbalık ve kin siyasetiyle iş gören iktidar, Elifhan’ın hayatını daha da zorlaştırmak için yeni hamleler yapıyor. Öğrendik ki birkaç gün önce Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi Mahkemeden cezayla ilgili gerekçeli kararı istemiş. Anlaşılan İktidarın baskısı üniversiteyi de kendi safında tutum almaya zorluyor; Üniversite ise buna direnç göstermeyi aklına düşürmüyor gibi... Zira üniversitenin karar gerekçesini istemesi, Elifhan’a davanın yanında bir de üniversitenin soruşturma açabileceğinin sinyalini veriyor. Görünen o ki, saldırı bitmedi. Direniş de bitmez!

Elifhan’ın davası aynı zamanda bizim davamızdır; Elifhan Köse hem kampfplatz yayın kurulu üyesidir hem yoldaşımızdır. Hayat bazen coğrafyaya saçılır, mekânsal olarak her zaman birbirimizin yanında olamayabiliriz. Fakat aynı hayat bizi yollarda ve direnişte hep buluşturmuştur, buluşturmaya devam edecektir. Elifhan Köse hiçbir zaman yalnız kalmayacaktır. Daha umutlu günlere doğru birlikte yürümek dileğiyle...