Doğanın Sesini Miyazaki'den Dinlemek [Sevgi Doğan]




kampfplatz 3:8

Şubat 2015





“.. .insan zayıf yaratılmıştır.”
Kur’an-ı Kerim, Nisa Sûresi: 4,
Ayet: 48

Kulağınıza Vivaldi’nin Dört Mevsiminden çalınan melodiler eşliğinde bahçenize bakıp bir yandan sararmış yaprakların doğallığıyla mevsimsel değişimi ne kadar da güzel sergilediğini düşünürken diğer yandan beton binaların arasında küçücük toprak parçasına sıkışmış birkaç canlının nasıl da yaşam mücadelesi verdiğini gözlemlersiniz. İlkbaharın neşeli ve sevecen melodileri arasında birden hüzünlü ve acı dolu melodilere geçiş yaparsınız Vivaldi eşliğinde: Doğanın acı dolu yalnızlığına.

İnsanın yıkımının en nihayetinde insanın kendi elinden olacağı ve bunu doğanın yitimiyle ve doğanın öcüyle gerçekleşeceği gün gibi ortada. Doğayla ilgili daha doğrusu doğanın yavaş yavaş yok oluşuyla tehlikeye giren insanlığın kurtuluşuyla ilgili bir dizi film yapılmıştır. Bunlardan biri yakın zamanda gösterime giren Christopher Nolan’ın yönettiği bir bilim kurgu olan Yıldızlararası (Interstellar) filmidir. Filmin konusu, yakın gelecekte, kuraklık ve iklimde meydana gelen değişiklikler yüzünden tehlike ye girecek olan insan yaşamının (daha doğrusu neslinin) devamını sağlama çabalarına dayanır. Bir dizi bilim adamının çabalarıyla çözüm üretilmeye çalışılır. Ancak filmde kuraklığın ve iklim değişikliğin nedenlerine neredeyse hiç değinilmez sadece insan yaşamını tehdit eden bu sürecin çözümüne odaklanılır. Oysa Hayao Miyazaki’nin filmlerinde başka sahnelerle ve başka doğa betimlemeleriyle karşılaşırız. Miyazaki, tam da doğanın yok edilişini, doğa insan ilişkisini konu alan bir dizi animasyon film yapar. Miyazaki’nin filmlerinin ana temasının doğa ve bunun yanı sıra savaşların yarattığı yıkım ve felaketler olduğunu söylemek sanırım yanlış olmayacaktır. Ancak bu doğa kapitalizmin tahrip ettiği doğanın ta kendisidir. Miyazaki’nin “ekosistemin bir parçası olarak insanlığın sorunlarına değinmeden bir film yapmadığını” görürüz. Sinema eleştirmenleri Miyazaki’nin 1997 yapımı “Prenses Mononoke” filminin Batı’da Japon animasyonun gelişiminde önemli bir dönem olduğu görüşündedir. Bu film aynı zamanda doğanın insanın yarattığı felaketler karşısında hayatta kalma mücadelesini nasıl verdiğini serimler. Animasyon filmlerinde çoğunlukla iyi ve kötü ruhlar arasında bir çatışmaya tanık oluruz. Kötünün ve iyinin, insanın ve doğanın çatışmasının sonunda, iyiye dönüşen kötü ile doğa ve insanın uzlaşımı açık bir şekilde verilir. Bir arada barış içinde ormanda yaşayan insanlar ve hayvanlar, ormanın yok edilmeye başlamasıyla barış içindeki yaşamları sekteye uğrar. Böylece doğa ve insan arasında kaçınılmaz savaş baş gösterir. Bütün bunların nedeni çok açıktır, insanın felaketine yol açan ve yol açacak olan “kazanç hırsı”.

Tıpkı günümüzde yakın zamanda doğaya yönelik insanın yarattığı felaketler gibi, zeytinliklerin yok edilmesi, ormanların imara açılması, ormanların köprü yapımı için talan edilmesi, hidroelektrik santral (HES) projeleri için derelerin kurutulması bunlardan sadece bir kaçı. Doğayla bir savaşa giren insan onu korumak ve onunla uzlaşım içerisinde yaşamak yerine yok etmeyi tercih eder. İnsanın ahlaki ve dini vecibeleriyle ilgilenen müftüler de, insanlığı büyük bir felakete sürükleyecek olan bu doğa olay larıyla o kadar “alakadar” ve bunlara o kadar “tepkilidirler” ki, yılbaşında çamların kesilmesine son derece “mücadeleci” bir karşı çıkış sergilerler. Kayseri Müftüsü Ali Maraşlıgil bu “duyarlılığını” şu ifadelerle dilendirir: “O kadar kesilen çamlar, ağaçlar var. Allah aşkına Müslüman kültürüyle ne alakası var. Noel Baba bizim neyimiz olur? Bizim dinimizle, inancımızla, itikadımızla en ufak bağlantısı yok. Bu konularda hassas olmamız gerekiyor.” Peki, “çamların, ağaçların kesilmesi” dinimizle ve Müslüman kültürümüzle bu kadar alakasızken, neden îstanbul’un en güzel ağaçları, doğa harikaları, İstanbul’un güzellikleri ve bize oksijen deposu olan bu ağaçlar kesilirken, ormanlar yakılır yıkılırken sesiniz hiç çıkmıyor? Madem hassas olmamız gerekiyor neden bununla da ilgili bir “fetva” verilmiyor. “Anlamıyor musunuz ki, ağıza giren her şey karna geçer ve mecraya atılır? Fakat ağızdan çıkan şeyler yürekten çıkar ve insanı onlar kirletir. Çünkü kötü düşünceler, katiller, zinalar, fuhuşlar, hırsızlıklar, yalan şehadetler, küfürler yürekten çıkar. İnsanı kirleten şeyler bunlardır; fakat yıkanmamış ellerle yemek insanı kirletmez” (İncil, Matta 15). Kelam sadece kelamdır insanı aldatır, eylem ise gerçektir insanı günahından arındırır. Doğayı sadece yılbaşı günlerinde hatırlayacak olanlar inandıkları Hak’tan şöyle bir cevap alacaklardır: “O gün, Allah onlara hak ettikleri cezalarını tam verir ve onlar da bilirler ki Allah apaçık Hak’tır” (Kur’an-ı Kerim, Nur Sûresi: 24, Ayet: 25).

Müftü yılbaşı çamlarıyla uğraşa dursun filmleriyle Miyazaki, insana duyulan umudu aşılamaya devam edecektir. Filmleri, insanın yol açtığı felaketler sonucunda tahrip edilenin sadece doğanın kendisi olmadığını bundan payını insanlığın da aldığını gözler önüne acı bir şekilde serer. İnsanlığın yol açtığı bu felaketlere büyük bir kin, hınç ve öfke duyulur. Ama Miyazaki filmlerinde hep mutlu sonlar vardır: uzlaşım hep kaçınılmazdır. Yani sonuç: savaşmadan barış içinde yaşanabilir. Filmleri genelde belgesel tadında verilmekte ve her hikâye doğayla insanın doğrudan ilişkisi üzerinden kurulmaktadır. Mutlaka doğa muhteşem görüntüsüyle sahneye girer. Miyazaki’nin amacı bize doğanın varlığını yeniden ve hep yeniden hissettirmek, göstermektir: Doğayla yeniden bütünleşme umudu. Acaba bundan çok mu uzağız?