İstanbul ve Zaman [Sevgi Doğan]


kampfplatz 3:7

Ekim 2014




İstanbul’un zamanla ilişkisi diğer şehirlerin zamanla olan ilişkisine hiç benzemez. Hem de hiç! Daha çabuk akar, aktığını hissettirmez. Bir rüzgâr gibidir zaman İstanbul’da, eser estiğini bildirmez. Zamanın yitişinde, aslında varlığınızı değil yokluğunuzu tamamlama çabasında bulursunuz kendinizi. Zaman algısı o kadar çok çarpar ki suratınıza, nefes aldığınız her anda zamanın sınırsız, durdurulamaz akışını algılamaktan başınız döner. Onu bir an bile düşünmekten kendinizi alı koyamazsınız!

Heidegger’in zamanıyla anlaşmış âdeta İstanbul. Zaman varlığı yiyip bitirir. “Dasein’ın bütünlüğünün varoluşsal ve ontolojik oluşumu zamansallığa dayanır.” Bu sözleri söyleyen Heidegger için Dasein’ın varlığı zamandır. Zamanın, sonsuzluğun hareketli imgesi, görüntüsü olarak yorumlanması ona göre yanlıştır. Aksine, zamana ilişkin bu tarz bir tanımlama ancak insanlar da sonsuz varlıklar olabilselerdi mantıklı, akıllıca olabilirdi. Dolayısıyla zaman fenomeni, ancak ölümlü ya da sınırlı bakış açımızdan yola çıkılarak anlaşılabilir. Zaman, anlamını, sonsuzlukta değil, ölümde bulur. Ölüm, zaman anlayışımızı canlandıran, sınırımızın farkındalığıdır onun açısından. Sanki İstanbul’un zaman algısını tanımlar, Heidegger’in zaman anlayışı! Varlığımızı gerçekten hissettirmek midir İstanbul’daki Heideggerci zamanın amacı? İstanbul’da zaman varlığı değil yokluğu, her nefes alışımızda hissettirir, ölümün kokusunu şehrin her yerine iliştirir.

Heidegger’in Dasein kavrayışında, mekânın sınırlarında zamanın durdurulamazlığında “burada varlık” olamadan “orada varlığa” dönüşürüz! Heidegger’in unuttuğu bir şey vardı varlık ve zamanı yoğururken; ölümün zamanı hissettirdiğini iddia ettiğinde, kendi sınırlı varlığında insan, “yaratamıyordu boş bir zaman bunlara kafa yoracak bir an.” Boş zaman meselesiydi onu işlerden güçlerden kurtaran, mecburiyetlerden muaf kılan! İnsan ancak, insan gelişiminin zamanla ilişkisini boş zamanda, “özgür zamanda” anlayabilecekti. “Boş zaman”, var oluşu görünür kılacaktı. Heidegger’de bir anlayış kıtlığı vardır: Zamanın ekonomi politiği!

Ama nafile, boş zaman insana unutturulmuş bir imge, belki de bir görüntü. Zaman var ama boş bir zaman yitirildi, kayıplarda. Neden başka şehirlerde zaman farklı akar? Neden varlığı hissedilebilir vaktin? “İstanbul yiyip bitiriyor bizi” diye düşünüyoruz kimi zaman. Bizi yok ettiğini. Öyle midir gerçekten bizi yok edişi? “İstanbul çok yoruyor insanı.” Öyle midir gerçekten bizi yoruşu?

Nedendir İstanbul’un zamanının bu kadar çabuk akmasına izin vermesi? Zamanın akşını neden yavaşlatmaz İstanbul? Gelin bir de tersten okuyalım İstanbul ve zaman arasındaki çelişkiyi/paralelliği. Yoksa biz miyiz İstanbul’u yiyip bitiren, yok eden yavaş yavaş! Yoksa İstanbul’un zamanla yaptığı bir anlaşma mı bu? Belki de İstanbul’un tek kurtuluş yoludur yok oluşu tercihi! Varlık değildir belki de ona can verecek, yokluktur onu insanoğlundan kurtaracak. Belki de İstanbul değildir, bizizdir İstanbul’u yoran.

Zaman hızlandırır, zaman yaşlandırır ve zaman yok eder.

Yok oluşun aslında var oluşu olduğu bir şehir İstanbul!