Yaşam Bir Sihirdir ve Sihirbaz Sizlersiniz! [Nagehan Tokdoğan]

kampfplatz 1:3

Haziran 2013



Kapitalizmin yeni ruhu, insanları bu sistemle iyi geçinmeye, müzakere etmeye çağırıyor gibi görünüyor. Bunu, insanların var olan sisteme bağlılığını güçlendirerek ve sistemi insanlar için çekici kılarak yapıyor. Kullandığım “bağlılık” ve “çekici” kelimeleri, kapitalizmin günümüzdeki işleyişinin insanların duygularına hitap etmek ve bu duyguları harekete geçirmek üzerine kurulu olduğunun sinyalini veriyor. Kapitalizmin kendisine “gönülden bağlı” insanlar yaratmak için duyguları bu denli merkezi bir bileşen olarak işe koşması, onun yeni bir aşamasına işaret ediyor. Duygular vasıtasıyla “kişisel” olana atfedilen önem, aslında modernist söylemin yarattığı dikotomileri de alaşağı ediyor. Kamusal-özel, rasyonel-duygusal, kültür-doğa, dış-iç, eril-dişil gibi ikili karşıtlıkların katı sınırları artık silikleşmiş durumda. Aklı duyguya, kültürü doğaya, erkeği kadına üstün konumlandıran modernist söylem, kapitalizmin yeni formunun karşısında son derece arkaik ve “işe yaramaz” kalıyor.

Bugünün kapitalizmi, meşruiyetini ve gücünü tesis etmek için aslında özel, duygusal, doğa(l), iç(sel) ve dişil olanı çağırıyor. İnsanlara bir zamanlar dizginlenmesi gerekeni artık açığa çıkarma, onu var olan sistemle iyi geçinecek biçimde ehlileştirme ve onunla birlikte mutlu olma sorumluluğunu yüklüyor. Bir kişisel gelişim merkezinin “İçinizdeki ayakları prangalı sihirbazı keşfedin” çağrısı tam da böyle bir misyona karşılık geliyor. Aslında yaşadığın tüm sıkıntılar, mutsuzluğun, yalnızlığın, yoksunluğun halihazırda sende olanı bulup çıkarma/çıkaramama meselesi!

Kapitalizm içsel olana yaptığı vurguyla aslında dışsal olana dair umudu ve arayışı da bertaraf etmiş oluyor; hayal kurmayı değil, kendi olanaklarının farkında olarak onlarla barışçıl biçimde yaşamayı salık veriyor. Kendinden kaçmak yerine “acısı ve tatlısı ile” kendinle konuşmayı, uzlaşmayı, kendini “şifalandırmayı” öğütlüyor. Kendisiyle bunca derdi olan insanların tüm bu dertlerin asıl kaynağını teşhis etme yönünde bir hamle yapması böylece olanaksızlaşıyor. Dışarısının olmadığının kabulü, insanların sistemin içinde kendilerini rahat, güvenli ve mutlu hissetmelerini sağlıyor, pazarlığın kilit noktası tam da burası. Üstelik başlarına gelen iyi ve kötü her şeyin sorumlusunun kendileri olduğunu kanıksamaları, insanların adalet ya da eşitlik arayışı içine girme motivasyonlarını da sağaltıyor. Böylece “mutluluk, huzur ve özgürlüğün tek gerçek anahtarı” kendinin farkında olmak oluyor. Zira aslında mutluluk, huzur ve özgürlük “tahmin ettiğinizden çok daha yakın!”

İyi olan duyguları bulup çıkarırken, kötü olanları bastırmak, hapsetmek ya da yok etmeye çalışmak gerekmiyor. Burada “dönüşüm” kilit bir sözcük ve öfke gibi insana (ve sisteme) zarar verme potansiyeli yüksek olan “kötü” duyguların bir biçimde açığa çıkarılıp ehlileştirilmesini, daha olumlu kanallara aktarılmasını imliyor. Üstelik duyguları dönüştürme becerisi öyle herkesin kolayca sahip olabildiği bir özellik değil, bunun için iki günlük emotrance (demek ki İngilizce yazınca daha afili oluyor) seminerine katılmak ve 1100 TL ödemek gerekiyor. Zira içinizde olan şeyi başarılı bir biçimde dışarı çıkarıp dönüştürmek, çoğunlukla bir uzman yardımını gerektiriyor. Üstelik bu seminer sonunda öfkenizi ehlileştirmekle ve daha mutlu bir insan olmakla kalmıyor, sahip olacağınız uluslararası sertifika sayesinde istihdam edilebilirliğinizi de artırmış oluyorsunuz.

Tüm kişisel gelişim merkezlerinin tanıtım bültenlerinde ortak olan belirli örüntüler var; yukarıda da bahsettiğim gibi içsel ve duygusal olana yapılan vurgu bunlardan en temeli. Her insanda var olan bir öze işaret ediliyor ve bir tür gizem yaratılarak keşif arzusu harekete geçiriliyor. İnsanların diğerlerinden farklı ve özel hissetmesinin yolunun “kendine yolculuk”tan geçtiği iddia ediliyor. Bir başka örüntü her insanın potansiyel bir kişisel gelişim uzmanı olduğu vurgusu. Uzmanlık bilgisine herkesin erişebileceği mesajı, bir tür eşitlik ve adalet yanılsaması yaratıyor. Bu şevkle sertifika toplama telaşı, kapitalizmin yeni ruhunun insanlara olumlayıcı biçimde sunduğu iş güvencesizliğine bir çare olarak iş görüyor. Güvencesizliğin meşrulaştırılmasının temel referans noktalarından biri olan “performans”, kişisel gelişim merkezlerinin çağrı metinlerinin de temel bir örüntüsü. Harekete geçmek, arzu edilen mutluluğu yakalayarak yaşamın her alanında performans artışını sağlamak insanların esaslı bir sorumluluğu olarak sunuluyor. Bu sürekli koşturmaca halinin insanlarda yaratacağı yorgunluğa da elbette çözüm üretiliyor; arınma/rahatlama/olumlama seansları tüm bu stres ve yorgunluktan azat olmanın tek yolu. Bu aşamalardan pürüzsüz biçimde geçenler ise nihayet başarıya ulaşmanın kapılarını aralamış oluyorlar. Başarı olgusu, kişisel gelişim merkezlerinin insanlarda yarattığı albeninin en temel kaynağı. Kapitalizmin bu yeni aşamasının en büyük vaadi ve silahı olan başarıya ulaşmak öncelikle kendini yönetebilmekten geçiyor.


Gün geçtikçe artan tüm bu kişisel gelişim merkezlerinin hedef kitlesinin esasen orta sınıf olduğunu söyleyebiliriz. Giderek şişen bu sınıfsal katmanın hem aşağıya (korkulan) hem de yukarıya (arzulanan) doğru bir mobilizasyona en açık kesimi oluşturduğunu iddia etmek çok da yanlış olmaz. “Düşme” korkusunun ve “yükselme” umudunun, var olan sistemi sorgulamaya baskın geldiği, kapitalist sistemle uzlaşmanın, onunla çatışmaya tercih edildiği bir ortamda kişisel gelişim merkezleri, maddi ve psikolojik sömürüye dayanan ve bir tür bencillik ideolojisi yaratmayı amaçlayan kapitalizmin yeni ruhunun vitrini olarak iş görüyor.