Turfanda Devlet [Aydın Gelmez]

kampfplatz 1:3

Haziran 2013



Hepimiz kötü çeviriler okumuşuzdur. Kendi payıma Giddens’ın Kalkedon Yayıncılık tarafından basılan Ulus Devlet ve Şiddet’ini unutamam; cümlelerin zihnime nasıl birer hançer gibi saplandığını da. Neyse ki, çoğunlukla kötü çeviri kendisini okura belli eder, kaynak metnin diline bağlamayız sorunu. Kimi durumlarda gerçekten böyle olabilir ama çevirmen onun da bir çaresini bulur/bulabilir. Gelgelelim kimi durumlarda çevirinin sorunu tümce kuruluşlarında ve bunların bağlanma biçimlerinde değil, doğrudan anlamdadır. Bu ise çok daha vahametlidir; Komintern belgelerindeki bir tümcenin farklı çevirileri üzerinden farklı sosyalizm tasarımları geliştiren, bunu da bir siyasal ayrışmaya dönüştüren siyasal hareketlerin varlığını buraya bir dipnot olarak düşeyim. 

Çevirilerde bu son türden yanlışlara yol açabilen bir başka ve önemli hata ise çevirinin orijinal dil dışındaki bir dilden yapılması. Bir dile özgü anlamsal ayrımların çeviri sırasında görece yittiği bilinir. Ancak kaynak metin olarak orijinal dil değil de ayrımların bulanıklaştığı bu ikinci dil kullanılırsa, ikinci dilin okuru için belirli bir artalanla görülebilir anlam, nihai dilin okuru için tamamen gözden yiter.

Böyle bir çeviri örneği, Kant’ın Religion Innerhalb der Grenzen der Bloßen Vernunft adlı yapıtının Türkçe çevirisi. Litera-Türk Yayıncılık tarafından basılan ve Salt Aklın Sınırları Dâhilinde Din başlığını taşıyan çeviri, Kant’ın Türkçede evvelce yayınlanmamış bir metnini Türkçeye kazandırarak ilgilenenler açısından önemli bir iş gerçekleştirmiş olsa da, metindeki kimi kavramların ama özellikle belirli bir kavramın yanlış çevirisiyle, uyandırdığı umudu kötürüm bırakıyor.  Sorunu göstermek için aynı tümcenin Almanca, İngilizce ve Türkçe metinlerdeki biçimini, sırasıyla aktaralım: “Der Mensch soll aus dem ethischen Naturzustande herausgehen, um ein Glied eines ethischen gemeinen Wesens zu werden”;  “Man ought to leave his ethical state of nature in order to become a member of an ethical commonwealth”; “İnsan etik bir devletin üyesi olmak için, kendi etik doğa devletini bırakmak durumundadır.” Sorun olan kavram “doğa durumu”. Doğa durumu, İngilizce state of nature’ı karşılamak üzere kullanılıyor, ne var ki state, bağlamına göre, durum, hal ya da devlet anlamları kazanabiliyor. Dolayısıyla çevirenin, felsefeye ya da doğal hukuk teorilerine aşina değilse, “doğa devleti” gibi bir oksimoron üretmesi kaçınılmaz olabiliyor. Kant’ın yapıtının başına gelen de bu. (Gemeines Wesen’in “devlet” olarak çevrilip çevrilemeyeceği ile ilgili daha incelikli tartışmayı burada bir kenara bırakıyorum.) Okuyucu, Kant’ın klasik doğal hukuk teorileri ötesinde bir “doğa devleti” idesine sahip olduğunu düşünmekte haklıdır; zira çevirmen bize tam olarak bunu söylemektedir. Oysa metin Almanca orijinalinden çevrilmiş olsaydı ya da orijinaliyle karşılaştırılmış olsaydı, Naturezustand asla “doğa devleti” olarak çevrilemeyeceği için böyle vahim bir hata da ortaya çıkmayacaktı.


Bu, farkına varılmış bir yanlış. Onlarca yıl, önde gelen klasikleri hep ikinci bir dilden yapılmış çevirilerinden okumuş bir neslin çocukları olarak, hangi doğru bildiğimiz yanlışlarla yaşadığımızı kim bilir?