Savaş Alanı [Savaş Ergül]

kampfplatz 1:1

Eylül 2012



Felsefenin sadece tema olarak değil, sahneyi kurma ve bu sahnede yol alma tarzlarından biridir savaş. Platon Kharmides diyalogunu önce fiziksel bir savaşla başlatır, sonrasında ise daha önemli gördüğü “ebedi savaş”a, felsefedeki savaşa geçer. Yine Platon, Sofist diyalogunda felsefeyi devler –Parmenides ve Herakleitos- arasındaki bir savaş olarak niteler. Yaygın bir kanaat ve eğilime bakarsak modern felsefenin kurucusu ve başlatıcısı olarak addedeceğimiz Descartes, Yöntem Üzerine Konuşma adlı eserini savaş sırasında, Otuz Yıl Savaşlarının sürdüğü 1619 yılının Kasım ayında Almanya’da yazar. Bir başka deyişle, o büyük keşfe -Düşünüyorum, Öyleyse Varım’a- kanlı bir savaşın içinde varmıştır. Hem klasik felsefenin hem de modern felsefenin kurucu adlarının bir savaşın ortasında yazdıklarını düşünmeleri bir tesadüf olmasa gerek. Buna, “Ebedi Barış”ın yazarı Kant’ın felsefeyi ‘Kampfplatz’ olarak adlandırmasını ve Hegel’in, dünya tininin tarihsel kahramanlarından biri olarak gördüğü Napolyon’u, dışarıda olduğu gibi kendi metinlerinde de atın sırtında bir savaş alanından bir savaş alanına koşturmasını da eklemeyi unutmamak gerek. Bu söylenenlerden, “savaş”ın Fütüristlerde olduğu gibi “savaş”ın kendi namına mutlaklaştırıldığını çıkarmamak gerekir. Aksine bir uyumsuzluğun ertesindeki düzenin nasıl çıkarılabileceğiyle veya neden düşünmeye koyulduğumuzla ilgili bir betimlemeyle ilgilidir