Rojava Fotoğrafın Neresinde? [Onur Kartal]

kampfplatz 2:6

Haziran 2014




Yukarıdaki fotoğraf geçtiğimiz yıldan. Fotoğrafın sağındaki şahıs, El Kaide bağlantılı bir çete üyesi. Soldaysa 31 Mart’ta Ceylanpınar sandıklarından resmi sonuçlara göre belediye başkanı çıkan Menderes Atilla. Her ikisi de geleceği görmüşlercesine hallerinden memnun bir tebessümle vermişler pozlarını.  Bize düşen bu tebessümü Türkiye-Suriye-Rojava denkleminde düşünmek. Zira Ceylanpınar, AKP’nin ısrar ettikçe batağa saplandığı, çırpındıkça hepten dibe çöktüğü stratejik derinlikli Suriye politikalarıyla El Kaide bağlantılı grupların üssü haline geldi. Suriye’deki iç savaş başlangıcından bugüne birçok forma büründü. Ancak bölge halkları yararına belki de tek olumlu neticesi, 19 Temmuz 2012’de yüzünü gösteren Rojava devrimi oldu. Bugün devrimin aktörleri, Cizire, Kobani ve Afrin kantonlarında demokratik özerklik projesi etrafında, çok dilli+çok dinli+çok kültürlü bir politik organizasyonu çok başkanlı bir öz yönetim projesiyle taçlandırmakla meşgul. Gelgelelim mesailerinin büyük bir kısmını AKP marifetiyle palazlanan çetelerin saldırılarına karşı kanton bölgelerini müdafaa etmeye harcıyorlar. İçeriden dışarıya, ilk başta PYD-YPG ile El Kaide, sonra Türkiye’yle Suriye ve nihayet diğer emperyal güçlerin sarmallandığı bu girdabın ilk elden anlattığı, Rojava devrimi teşebbüsünün, anti-otoriter, anti-emperyalist, devlet karşıtı ve seküler bir toplumsal yaşamı ilmek ilmek örmekte olduğudur. Hem uluslararası hem ulusal politikaları gereği AKP’nin bu devrimi boğmak için canını dişine takması bundan. Ceylanpınar belediye seçimlerinin önemi de burada. Ceylanpınar’dan Serekaniye’ye uzanan yolun nicedir El Kaide ve türevi yapılanmaların güzergâhı olduğu, Türkiye hükümetinin sunduğu lojistik desteğin büyük oranda buradan sağlandığı sır değil. Ceylanpınar’da bu akışı bozacak tek resmi kurumsal pozisyon belediye başkanlığıydı, o da BDP’nin elindeydi ta ki, BDP’ye ait bin beş yüz oy pusulasının yakılmasıyla kaybedilen 31 Mart seçimlerine kadar. Tabii Kürt Özgürlük Hareketi’nin itirazı kimseyi şaşırtmadı. Bir kez daha devlet kurumlarının işleyişini, meşruiyet zeminine şiddet vasıtasıyla oturtmak gerekti. Ceylanpınar uzunca bir süre savaş alanına döndü, OHAL ilan edildi, ilçeye giriş çıkışlar yasaklandı. Yine de direnişin gücü sonucu değiştirmeye yetmedi. Menderes Atilla mazbatasını aldı.

Şaşırtıcı olan şuydu: yerel seçim rüzgarı, maalesef bazı sosyalist sol unsurların da kâh açıktan kâh gizli suç ortaklıklarıyla öyle bir estirildi ki, Kürt Özgürlük Hareketi AKP’nin yanına otoriter bloğa, diğer tüm unsurlar ise karşısına demokratik muhalefete yerleştiriliverdi. Doruğunu “Mansur Yavaş Kurtuluşa Kadar Savaş” tuhaflığında bulan cinnet hali, kimi sosyalist ve demokrat çevrelerin ülkücü bir faşisti desteklememekle suçlandıkları bir iklim yarattı. Kurtuluşu Mansur Yavaş’ta arayanlar, İstanbul’da Sarıgül’ü çare belleyenler aşağıdaki resmi göremediler; göremedikleri için de önemini anlayamadılar. Viranşehir’de kazandıkları seçimi Ceylanpınar’da olduğu gibi kaybetmemek için Adliye binasını gecenin bir yarısında sarıp devlet kurumlarını yörüngede tutanlara inat, kimileri televizyonlarının başında kimileri Ankara YSK önünde, ‘evinize dönün’ diyenlere kulak vermeyi tercih ettiler. Bu hengâmede AKP’nin yanındaki Kürt Özgürlük Hareketinin yalnızca Ceylanpınar’da değil, seçimlere hile karışan her yerde sokakları yangın yerine çevirmesine rağmen karşısındaki güçlerin nasıl olup da olaysız dağıldıklarını anlamaya da açıklamaya da kimsenin fırsatı, haydi itiraf edelim niyeti olmadı. Düzen partilerinden böyle bir beklentimiz yok elbette ancak sol cenahın da bu hususta iyi bir sınav verdiğini söyleyemeyiz. Rojava devrimi süreci en başından sosyalist solun önemli bir kesiminin kapsama alanı dışında kaldı. Suriye’ye dikkat kesilenlerden Halk Cephesi, Yorum’un Suriye’de Esad posteri önünde verdiği konserle rejime açıktan desteğini sunar, TKP’li Umut Kuruç, Esad’a “Boyun Eğme” bayrağı hediye ederken yolları Rojava’ya düşmedi. Reyhanlı saldırısında Selahattin Demirtaş’ın vahim açıklamalarını dillerine pelesenk edenler Reyhanlı’yı düzenleyenlere karşı savaşan yegâne gücün Rojava’da olduğunu görmek istemediler. Sosyalist jargonu tahrip ettiğinizde bu gerçekliğe kör kalmak elbette mümkün, yukarıdaki tebessümü bozmaya niyetli tek aktörü siyaseten tecrit etmek de. Yalnız mutluluğun resmi böyle çizilir; Rojava devrimi bu ablukada boğulur da bölge halkları seküler demokratik bir öz yönetim seçeneğinden mahrum kalırlarsa bunun sorumluluğunu yalnızca ulusal ve uluslararası egemen güçlere havale etmek mümkün olmayacak…