Onto-politik Bir Makale İçin Minör Temas: Son, Aşma, Muhafazakârlık, Kapitalizm, Diyalektik [Ersin Vedat Elgür]

kampfplatz 1:3

Haziran 2013



“Son” ve “aşma” kavramlarının, eklemlenmiş oldukları nesne ile ilişkileri sıradan bilinç açısından olduğu kadar bilincin daha yüksek formları için de problemli bir meseledir. Çünkü düşünme, aşılmış olanın sonlanmış da olması gerektiğine dair refleksif bir eğilime sahiptir. Oysa refleksif olmayan ve rasyonel bir akıl yürütme edimi aşılmış olanın sadece aşılmış olduğunu beyan eder; aşılmış olan aşana eklemlenir ya da aufhebung. Aşan bu saatten sonra aşılmış olanı, epistemolojik açıdan retrospektif olarak domine ettiği gibi ontolojik olarak da absorbe eder. Felsefenin politika tarafından aşılmış olmaklığı ya da dinin düşünce formunun felsefe tarafından aşılmış olması, bir bilinçlilik formu olarak politikanın din ya da felsefeyi geçersiz kılmak sureti ile kendi gerisinde bıraktığı anlamına gelmez. Fakat felsefe ya da din, bundan sonra kendi düşünce formlarının varolanlarla kurmuş olduğu ilişkiyi, düşünce ve varolanlar arasındaki ilişkiyi çok daha yetkin ve başarılı bir biçimde kurmuş olan politikanın düzeyine referansla kurmak zorunda kalırlar. Bu yönüyle “aşma”, bir öncekinin yetkin formunu da koruyarak niteliksel bir kırılmayla daha öncekini içerik bakımından alaşağı etmiş olsa da, geride aynı içeriğe bağlı kalanın formunu da “yükseltir”. Bu yönüyle günümüz “felsefeciler”inin neredeyse tamamının, felsefenin tüm disiplinlerini siyasal olana eklemlemek suretiyle görünür olabilmelerinin anlamı da son ve aşma arasındaki bu ilişkide saklıdır.

Din, felsefe ve politika gibi bilinçlilik formları açısından “son” ve “aşma”nın yukarıdaki görünümü ontolojik olanın hareketi ile aynı forma sahiptir ve bizzat onun tarafından belirlenir. Nasıl ki politika kendisinden önceki bilinçlilik formlarını “aştığı” halde din ya da felsefe –farklılaşmak suretiyle– devam ediyorsa, burjuva üretim tarzı da kölecilik ya da feodal üretim ilişkilerini aşsa da bunlar devam eder. Keza “aşan”ın egemeni, yeninin üretim tarzına eskinin üretim araçlarının formunu eklemek ister. Kapitalist üretim ilişkileri içinde proletarya kendisinden önceki çalışma biçimlerinden biri dizi olumlu(!) özellik ile ayırt edilir gibi gözüküyorsa da esas olarak taşeron ya da mevsimlik çalışma biçimlerinde görüldüğü üzere güvencesiz bir formda, yani feodalizm ya da kölecilikteki istihdam koşullarında yeni üretim tarzına eklemlenmek istenir. Aşılmış olanlar yükseltildikleri biçimiyle değil, bizzat eskinin koşulları ile yeninin bileşenleri haline getirilmek istenir. Bu yüzden taşeron işçinin mücadelesinin ilk momenti “işçinin hakları” tarafından değil, “işçi olma hakkı” üzerinden belirlenir. Dolayısıyla buradaki diyalektik süreç, rasyonel ve kendiliğinden değil; zora dayalı olarak işler. Din de felsefe ve politika karşısında; daha genel anlamıyla din, düşünme karşısında kendini ancak zor yoluyla koruyabilir ya da mantıksal analizden soyutlanmış bir “hoşgörü” uzamıyla.

Dolayısıyla “aşılmış” olan “sonlanma”ya direnir; diğer deyişle “sonlanmış” olan “aşılma”ya. Muhafazakârlık bu direncin adıdır; yoksa pozitif ve olumlu olanın muhafaza edilmesi değil. Bu yüzden de aynı işleyiş biçimine sahip kapitalizm ile bu kadar kolay uyum sağlar. Bu dolayımlanma süreci politika ile reel olanın değil –ki bu neredeyse tüm solu tanımlayan bir muhalefet etme tarzını tanımlar–, ontolojik olanın teması ile görünür kılınabilir. Ve bu görünüşe çıkarma reel olanın ontolojik olan tarafından aşılmasıdır; ama sonlanması değil; bu da indirgemeciliğe karşı bizi korur.


Bu kadar kafa karışıklığı ve yapboz parçaları bir makale talep eder; hatta birden fazla belki de; dördüncü sayıda....