Offf Ne Sağlam İRADELİ Çıktık beee! [Sevgi Doğan]

kampfplatz 2:6

Haziran 2014



Bir çocuğa büyüyünce ne olacaksın sorusuna karşılık “devrimci olacam” cevabı alınınca şok olunmaz mı? Eskiden, “‘polis,’ ‘itfaiyeci’ yahut ‘çöpçü’ olucam” gibi cevaplar verilmez miydi! Sizi şoka uğratan bu cevap karşısında aklınıza, 1987 Fransa-Alman yapımı şiirsel bir film olan Der Himmel über Berlin [Berlin Üzerindeki Gökyüzü] filminde Peter Handke’nin “Çocukluk Şarkısı” adlı şiirle başlayan kareler saliseler arasında takılı verir:

“Çocuk çocukken...
Çocuk olduğunu bilmezdi
Her şey yaşam doluydu
Ve tüm yaşam birdi
Çocuk çocukken...
Hiçbir şey hakkında fikri yoktu
Alışkanlıkları yoktu
Bağdaş kurup otururdu
Sonra koşmaya başlardı
Saçının bir tutamı hiç yatmazdı
Ve fotoğraf çektirirken poz vermezdi...”

Çocuk çocukken sadece çocuktur. Her şeyden bihaber büyüklerin dünyasından ayrı kendi dünyalarıyla mutlu! Ancak çocukları bile politikanın içine bu kadar çok çeken, politik mevzular hakkında fikri olmasını sağlayan şeyin nedeni elbette Gezi Direnişi’nden beri süre giden ve bitmeyen/bitmeyecek halk-devlet ikilisinin karşı karşıya gelişidir. Gündemden hiç düşmeyen “yolsuzluk,” “densizlik,” “kaypaklık,” “sağlam iradesizlik,” çocukların bile “iyi” ve “çirkin” arasındaki ayrımı çok “sağlam” kavramalarına yol açmıştır. Bu ikili (halk-devlet) tarihte hiçbir zaman bir uzlaşım içerisinde olamadı/olamaz da zaten. Sadece pratikte değil teoride dahi halk-devlet karşıtlığı bir türlü barışçıl bir tartışmada yer alamadı. Buna verebileceğimiz en büyük örnek devlet teorisiyle bu ikiliyi bir araya getirebildiğini varsayan Hegel’in halkı küçümsemesinde görebiliriz. Marx ise Hegel’i büyük bir eleştiriye tabi tutmuş ve halkın kendi belirlenimini öne çıkartmıştır. Marx bu bağlamda Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi’nde demokrasinin temel ayrımının, insanın yasalar adına var olmadığı fakat yasaların insanlar adına var olduğunu ve bunun insanın varoluşu olduğunu ifade ederek diğer siyasal sistemlerde insanların yasal bir var oluşa sahip olduğunu belirtir. Demokrasilerde yasalar insanlar içindir, insanlar yasaların var oluşu için değildir. Bu noktada Marx’ın buradaki en önemli ayrımı ‘insani var oluş (human existence)’ ve ‘yasal var oluş (legal existence)’arasındaki ayrımıdır. Hegel’in aslında içinde çıkamadığı şey de budur. Bir yandan bireyin yani öznelin haklarından bahseder nesnelin haklarını da gözeterek, diğer yanda insanı indirgemeci bir anlayıştan kotaramaz ve insanı yasalar uğruna var olmaya zorlar. İşte hukuk sisteminin ayaklar altına alınmasının, halk ihlallerinin sınır tanımadan işlemesinin nedeni de hukukun hizmet etmesi gereken halklardan alınıp özel çıkarlar uğruna kullanılması olmuştur. Halklar yasalara tabi tutularak “insan olmak”tan çıkarılmıştır. Bu yasalar despotizmi saklamaktan, diktatörlüğün yasallaşmasından başka bir anlama da gelmez!


Diktatöryal-demokrasiler ya da demokratik despotizm (bu yönetim biçimine verilebilecek örneklerden biri Michele Ciliberto’nun belirlenimiyle Berlusconizm ve Erdoğan tarzlı despotizmdir) “irade” ve “halk” kavramlarını pervasızca meydanlarda laf kalabalığı yaparak kullanır. Halkı ve iradesini (ancak özgür iradesini) yasalar uğruna hiçe sayar. Ancak “irade” öyle basite alınacak bir kavram değildir diyerek hatırlatmak gerekir; hele “özgürlüksüz” bir iradenin, irade olmayacağını; o sağlam halk iradesinin (karar verme gücünün) nesnel koşullar oluştuğunda neler yapabileceğini tarihe bakarak hem de o kadar uzaklara gitmeden yakın tarihe bakarak gösterebiliriz!

“Özgürlüklerimizi” yasalarla zapt eden bir irade ne anlama geliyor başta bunun cevabını almak gerek!