Kavram ve Sözcükleri [Ersin Vedat Elgür]

kampfplatz 2:6

Haziran 2014



Orta Sınıf mesela; özellikle Marksist literatür tarafından reddedilen bir kategori, ve bu reddiye son derece haklı gerekçelere sahip. Serbest piyasa ekonomisinin savunucuları varolanları "adlarıyla çağırmayı" çok sevmezler; alt, üst ve orta sınıf mesela; ya da Ortadoğu, gelişmekte olan ülkeler ifadesi de bu duruma örnek verilebilir; ve elbette üçüncü dünya kavramsallaştırması. Tüm bu tanımlama biçimleri, sözcüğün işaret ettiği şeyin ne olduğunun belirlenmesinde cereyan eden sınıf mücadelelerinin görünüşüdürler. Keza kavramlar -eğer gerçekten kavram olarak üretilebilmişlerse- nesnesinin bir dizi bileşenine işaret eder. Kavramın görünüşü olan sözcük, bu nedenle, onun yerine tercih edilebilecek bir başka sözcükle basit bir sessel farklılaşmanın çok ötesinde ayrımlara sahiptir; öyle ki bu ayrımlar, sınıf mücadelesi söz konusu olduğunda özgül ayrımlardır.

Bu özgül ayrımları zamansız ve uzamsız bir tözselliğin geçişsiz monadları olarak düşünemeyiz; fakat tarihsel ve yapısal bileşenlere bağlı olarak birbirleri karşısında eşitler muamelesi de görmemelidirler. Zora dayalı olarak işleyen ve içsel dinamiklerden çok dışsal belirleyicilerin toplumsal yapının kurucusu olduğu durumlarda kavramlar, birbirlerine göreli olarak belirlenebilirler. Çünkü var olanlar adlarına merkez olarak belirlenmiş bir diğer varolana "uzaklık" ve "yakınlık"larına göre sahip olmuşlardır. Fakat toplumun yapısal formunu inşa eden merkezi öğenin herhangi bir dışsal zor yoluyla değil de bizzat sürecin kendisine içkin dinamikler aracılığıyla belirlenim kazandığı durumlarda kavramlar özgül ayrımlarını bu merkez aracılığıyla kazanırlar -Derrida'nın yanıldığı yer tam da burasıydı; merkezin bir başka merkez aracılığıyla ikamesinin olanağı, oyunun alanını sonsuzca genişletemiyordu. Örneğin kölelerin köle olmaklığının onların doğalarıyla açıklanması, varolanlara dışsal olan bir zorun ifadesiydi ve burada politik olanın kendisi alt sınıf ve üst sınıf dikotomisi içinde saklanabilirdi. Fakat toplumsal yapıya belirlenim kazandıran ve diğer varolanları kendi formunda yeniden-üreten merkezi ve içkin bir öğenin varlığında varolanların birbiriyle hem ilişkisi hem de varolanların (tarihsel) ne’liği onları yeniden-üretme kapasitesine sahip şey aracılığıyla tanımlanır.


Bu tanımlama çabası, söz konusu varolanların diğer özelliklerini kaybettirmediği (aslında daha çok bu durumu tespit etmek varolanın diğer özelliklerinin ne aracılığıyla kaybettirildiğini tespit eder) gibi onların tüm zamanlar ve mekânlar için geçerli “töz”ü olarak da tanımlanamaz. Materyalizm varolanın diğer özelliklerini baskı altına alan bu merkezi öğenin tespit edilmesinin çabasıdır; maddi olan budur. Bu minvalde, geçersizliğini ilan etmenin neredeyse enetelektüel bir ritüel haline geldiği alt yapı – üst yapı arasındaki belirlenim ilişkisi de geçerliliğini sürdürür. Alt’ın üst’ü belirlemesi, üst’ün alt tarafından doğrudan inşa edilmesi değil, üst’ün diğer özelliklerinin ve potansiyellerinin baskı altına alınmak suretiyle alt’ın formunda yeniden-üretilmesidir. Dolayısıyla bir değerlendirme nesnesinin o andaki varoluşunun en güçlü belirleyenini tespit etme çabası, diğer belirlenimlerinin reddi ya da tüm diğer belirlenimlerinin altta durana (substantia) indirgenmesi anlamına gelmez. Örneğin, kadının, bir kadın olarak zamanın şimdisinde yaşadığı problemlerin kapitalizmin yapısal özelliklerinden ve dolayısıyla tarihsel bir emek denetim stratejisinden köklendiğini söylemek, kadınlığın özelliklerinin ve potansiyellerinin bu zemin üzerindeki bir ilişkiler ağı ve koordinatlar sistemi tarafından baskı altında tutulduğunu söylemektir; yoksa tüm sorunların bu zeminden köklendiğini söylemek değil. Ve böyle bir değerlendirme de doğal olarak mücadele pratiğinin sadece altta duranı yıkmaya odaklanmadığı, hatta aksine altta duranın bizzat üstte olanları kavram olarak üretilmesi dolayısıyla belirlenim kazanacağı bilinciyle sonuçlanır.