İntihar [Kansu Yıldırım]

kampfplatz 1:1

Eylül 2012



Kaçışla yüzleşme, melankoli ile kararlılık salınımında, herkesin yaşamı boyunca en az bir kez doğrudan ve dolaylı aklından geçirdiği düşünce/eylem. İntihar, yaşam ile ölüm arasında şakaya mahal vermeyecek mahiyeti nedeniyle, sıklıkla, düşünce düzeyinde kalır. Ne var ki, soyutmuş olarak algılanmaya müsait olmasına karşın, “hadi be canım” demeye pek gelmeyecek, ciddi bir yüzleşme süreci sonucunda edimsel boyutta kazanabilecek pratiktir. Leon Meynard intiharı, kendini öldürme olgusu bağlamında, insanın öz-ödevlerine açık bir tecavüz olarak değerlendirir. Meynard’a göre insanın/ampirik Ben’in yok edilişinde; bizatihi kendisi tarafından öznenin parçalanmasında, intihar, insanın kendisinin gerçekleştirmesinin tam karşısında bulunmaktadır. Tüm bu çerçevede, mevcut kavranış formuyla “yazık”, “tüh” olarak bir hayıflanmalar ve serzenişlere yol açabilir. Peki ya intihar mağrur bir cevap? Ütopik bir sıçramaysa ise?

Marx’a göre intihar, insanın kendi varoluşu üzerine söyleyebildiği son söz; münferit ve toplumsal olarak tarihe düştüğü sonnottur. İntihar, ilerlemiş psikopatolojik rahatsızlıklar haricinde, toplumsal formasyonun içinde gömülü bir sonuç içermektedir: Marx için, “bir gösteren olarak intiharı anlamak için gösterilenin ne olduğuna bakmak gerekir”. Çünkü kapitalizmin ve mülkiyet ilişkilerinin kişileşmiş biçimi olan kapitalistlerin, insani özgürleştirmeyi kısıtladığı ve insanın edimlerini/eğilimlerini bastırdığı bir yapıda, [üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmayan ve sömürülen-posası çıkartılan] insanlar farklı direniş biçimlerinin arayışlarına yönelirler. Sömürülme raddesi ve üzerindeki baskı arttıkça ve toplumsal muhalefet kapasiteleri daraltıldıkça insanlar, son söz söylemeye zorlanır. Sermayenin -özgül veya genel- nesnel zorunun (!) bir sonucu olan intihar, aynı zamanda, o insanın da son sözüdür. Marx der ki, “özne, farkındalığa sahip olmadığı için, yaşadığı gerçekliği bilinç bağlamında toplumsal gerçekliği yorumlayarak aşamaz, gerçekliğin toplum tarafından dönüştürülebileceğini göremez, tekil olarak yapabileceği tek aşma, dönüşüm ise kendini yok etmesiyle, intihar ile mümkündür.”


Ve Marx, erken dönem eserlerinde olmak üzere insanların bireysel-soyut-sınırsız özgürlük yanılsamasına dokundurur. Bu, mutlak kapitalist üretim ilişkileri dahilinde gerçekleşmesi olanaksız ütopik bir istemdir. Kapital’in ilk cildinde belirtildiği üzere tıpkı Romalı kölenin sahibine zincirlerle bağlı olması gibi, ücretli olan ve olmayan emekçiler de kapitaliste görünmeyen iplerle bağlıdır. Özel mülkiyet sahipleri bile, bedensel ve kurumsal varlıklarının devamı için, bir ilişki olarak mülkiyete ve belirli yapısal koşullara bağlıdır/bağımlıdır. Hal böyle olunca Marx, kapitalist üretim tarzı altında intiharı, kapitalizmin “kara-gerçekliğinden” ütopyaya bir sıçrayış olarak görmektedir. Ancak ve ancak, kapitalizmin maddi yaşam zemininden kopan bir insan, arzuladığı bireysel-soyut-sınırsız özgürlük alanında kendine yer edebilir; biyolojik varlığının sonlanmasını göze alarak...