İktidarın Dilini Tersine Çevirmek [Özge Yüksel]

kampfplatz 2:4

Eylül 2013



Direnişi her çeşidiyle son zerresine kadar yaşadığımız Haziran günlerin­de, kullandığımız dil de dönüşüme uğradı. Slogan atarken, kendimizi ve diğerlerini tanımlarken kullandı­ğımız sözcükler de günlerin ruhuna uygun olarak değişti. “Dil, varlığın evi”yse, varlık mücadelesi verirken dilin de bir muhalefet biçimi olarak kullanılması elbette kaçınılmaz. Ni­tekim süreç içerisinde mizahı da arkasına alarak iktidarın dilini tersine çeviren bir muhalefet tarzının örnek­lerine şahit olduk.

Siyasi iktidarın direnişçileri aşa­ğılamak amacıyla kullandığı Çapulcu tabiri, tam da bu nedenle, toplumsal bir refleksle kimlik niteliği kazandı. Çapulcu markasının telifi için birçok şirket birbiriyle yarışırken, kavramın İngilizceye uyarlanmış versiyonları da büyük ilgi gördü. Birçok güzel ifa­de dururken, başkasının malını yağ­malayan, talan eden anlamına gelen bu sözcüğün, hükümetin izlediği yağ­ma ve talan politikalarına karşı soka­ğa dökülen milyonlarca insan tarafın­dan benimsenmesi ve sahiplenilmesi de biraz uzaktan bakıldığında aslında bir hayli ironik.

Direniş süresince göze çarpan ve Çapulcu ile benzer bir kaderi payla­şan bir diğer sözcük de toplumda çok yaygın bir şekilde eşcinsel erkekleri aşağılamak amacıyla kullanılan İbne tabiri. Biraz sözcüğün etimolojisine baktığımızda, Arapça ibn sözcüğünün erkek çocuk, oğul anlamında kul­lanıldığı, bu sözcüğe -e dişil eki geti­rilerek kız çocuğu anlamı kazandığını görüyoruz. Sözcüğün, Arapça aslının çağrışımı üzerinden oluşturulmuş, Türkçedeki sözlük anlamı ise pasif eşcinsel erkek. Bakıldığında, bu sözcü­ğün bir küfür olarak kullanımının ar­dında, erkeğin aşağı bir cinsiyet olan kadına benzetilmesi, aynı zamanda pasiflik vurgusuyla da bu benzetmenin pekiştirilmesi yatıyor. Aslında hem cinsiyetçi, hem de oldukça homo-fobik bir sözcükle ve şimdi yazar­ken bile tedirgin olduğum bir küfürle karşı karşıyayız. Ancak bazı eşcinsel erkekler kendilerinden bu şekilde bahsedilmesinden rahatsızlık duyarken, kendilerini böyle tanımlamaktan çekinmeyen gruplara da rastlıyoruz. Öyle ki, her yıl Onur Haftası’nda dü­zenlenen yürüyüş ile seslerini duyu­ran LGBT’lerin attıkları sloganlarda ve taşıdıkları pankartlarda, “susma haykır, ibneler vardır”, “velev ki ib­neyiz”, “dünya yerinden oynar ibne­ler özgür olsa” gibi cümleler dikkat çekiyor. Başka bir deyişle, toplumun hemen hemen her kesiminde eşcin­selleri aşağılamak ve hatta küfretmek için kullanılan bu sözcük, şimdi biz­zat eşcinsel bireyler tarafından kendi­lerini tanımlamak için hem de bağıra çağıra kullanılabiliyor.

Aşağılama, hakaret etme amacıy­la iktidar tarafından kullanılan bu gibi sözcükler, aynı zamanda ondan olmayanı, ötekini gösterirken, özne­leri tanımlıyor. Biri ile diğeri arasına, iktidarda olanla ondan olmayan ara­sına kırmızı çizgiler çekiyor ve bütün karşıtlıklarda olduğu gibi her iki tara­fın da kendisini diğeri üzerinden ta­nımlamasına olanak veriyor; iktidar yanlılarına karşı çapulcular, hetero-seksüel erkeklere karşı ibneler gibi. Böylelikle, muktedir olan her haka­ret edişinde “sen, benden değilsin.” diyerek kendisini de belirliyor. Söz konusu bu durum, hakaret amacıyla kullanılan bu sözcüklerin, “ötekileştirilenler” tarafından neden kullanıma sokulduğu ve benimsendiğini de bir nebze açıklıyor; “Evet, ben gerçekten de senden değilim.” demenin bir şekli olarak dile geliyor.

Bu iki örnekte de görüldüğü gibi, sözcüğün asıl anlamının ne olduğu­nun ötesinde, bizzat siyasi ve top­lumsal iktidar tarafından aşağılamak ve ötelemek amacıyla kullanımı bu sahiplenmeyi olanaklı kılıyor. Muha­lefette olanlar, iktidarın dil üzerinde kurduğu hâkimiyeti, onun araçlarını kullanarak kırmaya çalışarak, ama anlamı yeniden düzenleyerek kendi­lerini dil üzerinden de siyasi ve top­lumsal mücadelenin bir öznesi haline getiriyorlar. Yeni bir sözcük oluştur­mak yerine, yaygın kullanılan bu sözcüklere iktidar tarafından yüklenen hakaret anlamını sıyırarak, yeni bir dil yaratmanın, muktedir olanın di­lini tersine çevirmenin ve hatta söz­cükleri özgürleştirmenin olanağını yaratıyorlar. Varlığını ve meşruiyeti­ni mevcut iktidar yapıları içinde kala­rak kazanmaya çalışırken, kavramın ters yüz edilmesi üzerinden bir mü­cadele pratiği oluşturuyorlar. Kısacası, sokakta beden üzerinden süren mücadele, dilde de devam ediyor.