Hareket [Savaş Ergül]

kampfplatz 1:1

Eylül 2012



Klasik felsefe, bilhassa da idealist ve ilahiyat esinli felsefe başlangıcından beri hareketten ziyade dinginlik veya sükuneti öne çıkarmış ve yüceltmiştir. Parmenides için de Aristoteles için de hareket bir sapma veya bir zorlamayı içerir, bu nedenle dinginlik asıl ve temel konum olarak düşünülmüştür hep. Modern zamanlar ise, dinginliğe karşı hareketi, hep hareket halinde olmayı vazeder ve öne çıkarır. 19. yüzyılla birlikte siyasal kuramlar, bilhassa kitleleri çağıran siyasetler de hareketi vazgeçilmez bir mottoya dönüştürürler. Negri ve Hardt, 21. yüzyılın yeni manifestosunu, rejimini ve öznesini adlandırmaya giriştiklerinde ve adına “İmparatorluk” ve adına “Çokluk” dediklerinde yine bu hareket retoriğine can havliyle sarılırlar. Deleuze ve Guattari’nin yersizyurtsuzlaşma ve rizomatik (köksap) kavramlarından feyiz alarak her yere dağılan bir hareketin bereketine methiyeler düzerler. Disiplinci bir rejim içinde denetlenmesi ve muhafaza edilmesi imkânsız öznelerin (göçebelerin) ve onların arzularının özgürce çağlayan bir akışını hayal ederler. Çünkü Negri ve Hardt için “hareket demek durmaksızın artan bir özgürlük arzusu” demektir.


Oysa hareket retoriği sadece bir özgürlük rejimi için değil hükmetme ve fetih hareketi için de vazgeçilmez başvuru kaynağıdır. Sosyalist literatür kadar faşist literatür de bu hareket bayrağına selam durmaktan geri kalmaz, kalmamıştır. Kabul, Machiavelli, “kendi kalesine sığınmak güvenli olabilir ama aynı zamanda kale kendini kapatmaktır” derken haklıdır. Yayılmak ve etkin olmak isteyen her düşünce ve siyaset mutlaka hareket etmek ve bir dolaşım tarzı inşa etmek durumundadır. Ama bunun sonsuz bir akış olarak tasarlanması ve yüceltilmesi, en az klasik felsefenin mutlak ve murat edilen konum olarak “sükunet”i vazetmesi kadar yanıltıcı ve sıkıntılıdır –:dahası, kapitalizmin her şey gibi “zamanı da tüketmeye” çağıran düsturu “hızlı yaşa genç öl” sahnenin orta yerinde bütün teşhirciliğiyle durmaktadır. Başlı başına hareket övgüsü yerine, harekete işaret eden transendental bir indeksin vazgeçilmez olduğunu ısrarla öne sürmek gerekir. Bu nedenle, hareketin kendisine ikili bir işlemi uygulamalı, bir olanı daima ikiye bölen ikili bir tarzı geliştirilmeliyiz: her tutum ve konum, mutlaka yerinden ayrılıp bir seyir hattı çizmeli ama aynı zamanda akış halinde olan eşyalar, sermaye, özneler ve arzular için bir kesinti ve durdurma yeri inşa edilmelidir. O zaman, felsefi ve siyasi düşüncede harekete dair bu ikili tarzın birbirine teyellenmiş bir kipliğinin veya kipliklerinin nasıl olabileceğini düşünmek temel sorunlarımızdan biri olacaktır.