Geçmiş Olsun [Bora Erdağı]

kampfplatz 1:2

Şubat 2013



Öfkeli birinin sözlerinde dile getirdiği gibi: “Bir kulağımdan girer, öbür kulağımdan çıkar” demek, her şeyi tutarsızlaştırmaktır. Tutarsızlık birine “geçmiş olsun” demek ile “iyi olmuş” demek arasında farkın doğmamasından, eşitlenmenin niceliksel bir ifade kazanmasından doğar. Adeta sinirleri alınmış birinin öfkesi ne kadar öfke içeriyorsa, tutarsızca durmakta olanın duruşu da o kadar kalıcılık içerir. Kalıcılığın ilacı harekettir. Tutarsızlığı ve niceliksel eşitlenmeyi aşacak olan da harekettir. Yani hareket her donmuş anı değiştirmeye meyilli tek gerçektir. Herhangi bir tutarsızlık anını duygu ve düşünceye dönüştürmek hareketin işidir. Tutarsızlık egemenlik alanını ikame etmeye başladığında zaten en önce hareketi baltalar ve çürütür.

O halde bir kulaktan girip öbür kulaktan çıkan tüm sözler tutarsızlığa eşittir. Çünkü bu sözlerin tamamı dile geleni içermeyen ifadelerdir. Eğer tersi olsa idi kulak bir işe yarardı, kulak bir şey yapardı. Soru şudur: Kulak neden işlevsiz kalır? Düşünelim bir kere Hamlet’e ne kadar çok akıl veren çıkar, Hamlet’i ne kadar çok tutarsızlık içinde gören vardır. Onu hep düelloya davet eder gibi konuşmaya ve kendi olmaya davet ederler. Neticede bu girişimler Hamlet’in bir kulağından girer öbür kulağından anında çıkar ve onu sorusuyla baş başa kalmaktan alıkoymaz. Hamlet hareket ettikçe duyguları ve düşünceleri netleşmeye başlar. Ona eşlik eden öfke, tereddüt, hınç, adalet başlı başına anlam kazanır.

Aslında vasat olanın norm olduğu bir dünyada, huzur da huzursuzluk da geçicidir. Belki de kulak bu yüzden işitmiyor olabilir. O zaman işitmeyen kulak sinirleri uyarmıyor, uyarılmayan sinir ne hareket ne de duygu ve düşünce üretiyor. Bir başka deyişle kulak her şeye karşı duyarsızlaşıyor. Bu yüzden denebilir ki, böylece kulak aslında sadece bir şey yapmış oluyor: Geçici olanı bırakıyor. Ancak günümüz bilim insanları bunu doğru kabul etmiyor. Kulak geçici olanı da duyuyor ama onu tutarsızlıktan çıkaramadığı için kişi anlam yollarında duyduğunu kaybediyor. Yani geçici olanın geçiciliğini vurgulayarak kendini korumaya çekmiş oluyor. Onun kerameti bu kadar. Ayrıca ister kulak ister başka bir şey ne kadar girift yapılı olursa olsun amacını kendiliğinden geliştiremez demek de var. Kulağın çekiçleri, örsleri, üzengileri, labirent olmayı hak etmeyen eğri büğrü kanalları, suları, tüyleri hepsi birden geçiciliğin yokluk bazında varoluşunu kalıcılaştıramazlar demek de var. Hatta kalıcılık, aracın olduğu kadar talebin, isteğin, umudun, beklentinin, vaadin, düşüncenin, pratiğin, her şeyin marifetine bağlıdır deyip kalmak, girip çıkmamak ufkun içinde olabilir ve bu ufuk, geçiciliği de kalıcılığı da vasat olanın norm olduğu bir dünyanın kendisine bırakır demek de var. Böylece henüz uzaklığın yakınlıkla yer değiştirdiği her yerde ilk temenni yakınlığın korunması adına “geçmiş olsun”dur. Geçmiş olsun, huzur ve rahatlama temennisidir ama asla bu temenni ve diğer temenniler vasat olanın norm olduğu yerde insanı doyurmaz. Geçmiş olsun yokluğun ve kaybolmanın, hareketsizliğin ve duyarsızlığın olduğu yerde bu yüzden sadece bir laftır, temenni değil.


Kierkegaard’ın deyimiyle hem hastalıktan uzaklaşamamış olana hem de sağlığını ileride bırakmış olana geçmiş olsun.