Gecenin O Saati [Nurçin İleri]

kampfplatz 1:2

Şubat 2013



Bundan 10 dakika evvel, gece saat 2 civarları. Kadıköy otobüsünden indim, eve doğru yürüyordum, yaklaşık 20 dakikalık bir yol vardı önümde. Kalabalık bir eylemle başlayan günüm, sonrasında dost sohbetleriyle devam etmiş ardından da güzel bir müzik çalışması toplantısıyla son bulmuştu. Sokakta -muhtemeldir onlar da dost meclislerinden dönmüş- tek tük insan bir de açıkta kalmış balık peşinde çöpleri karıştıran kediler vardı. Her yer aydınlıktı, ara sokaklar bile! Yine de kendimi tekinsiz hissediyor, eve koşar adımlarla yürüyordum. Ne de olsa gecenin o saati!

Hele bir de gecenin o saatinde, gecenin sessizliğini bozmak için müzik dinleyenlerdenseniz şayet, gece sizin için daha da tehlikeli bir hal alır. Siz dinlediğiniz birkaç şarkının esrikliğini yaşıyorken, “gerçek”le bir anda yüzleşiverirsiniz. Bilirsiniz bir şarkıdan diğerine geçerken kısa süreli bir sessizlik olur. Tam o sessizlik sırasında, arkamdan bir ses geldi, “rahatsız ediyorsam gideyim.”  Birden içinde bulunduğum, gerçek olanın o olmasını istediğim hayal dünyasından uyandım. Aslında ne gerçek ne hayal tam emin de değildim. Ürktüm, hemen kulaklıklarımı çıkardım. Elime cep telefonunu alıp kimsenin açmayacağını bile bile arkadaşlarımı aradım, açmayınca birileriyle konuşurmuş gibi numara yaptım, böylelikle “onu/sesi” kaçırabileceğimi düşündüm. Mahallenin daha da merkezine gittikçe sokaklar daha da sessizleşti, bu bir kaçış olamazdı. Birden “bayan bakar mısınız, size bir şey söyleyeceğim” dedi. Baktım, artık ses vücut bulmuştu. “Sabahtan beri sizi takip ediyorum…” dedi. Ben de “ona sabahtan beri beni takip edemezsiniz ki,” dedim. Bütün günüm gözümün önünden geçti bir çırpıda, o kadar farklı yerlerde bulunmuştum ki bunu yapması imkânsız diye düşündüm. Bu mantıksızlık içinde bir mantık aramam da neyin nesiydi! Adama “önümden yürü” diye bağırdım, yanımdan yürüdü geçti, başka bir sokağa saptı. Ben yol boyunca arkamı gözetledim, en merkezi caddeye çıktım, kimse olmasa bile o çokça eleştirdiğim mobese kameraları vardır diye düşündüm. Bazen arkadaş meclislerinde en ufku açık erkek arkadaşlarımızın bile neden bazı sokakları tercih ettiğimizi, bilincimizin ya da bilinçaltımızın nasıl çalıştığını anlayamayabildikleri aklıma geldi.


Şiddetin binlerce türü var ve bu anlatılan çok klasik bir hikâye! Ancak kadınlar bu sokaklarda gönül rahatlığıyla yürüyebilinceye kadar ne bu hikâyeler susar ne de eşitlik ve özgürlük ideallerimiz gerçekleşir. Nasıl oluyor da bazıları başkalarının korkularıyla kanlarıyla nefretleriyle büyüyebiliyorlar.