"Bir Hayatım Var" [Başak Deniz Özdoğan]

kampfplatz 2:4

Eylül 2013



Gezi’yle ruhumuz havalandı. Bir in­san hakları aktivisti de olan Nina Simone’un o ünlü şarkısında da dediği gibi ellerimizi, kalbimizi, ruhumuzu, gözlerimizi, kulaklarımızı, gülümse­memizi ve bir hayatımız olduğunu, yaşıyor olduğumuzu hatırladık. Korku üstümüzden bir kuş gibi uçtu gitti.

Direniş boyunca korkusunu uzun zamandır sokaklara mühürlemiş tüm ezilenler ama özellikle kadınlar ve LGBT bireyler her yerdeydi. Dire­nişin, taraftar gruplarıyla birlikte en kuvvetli ve sürükleyici parçası oldu­lar. Bunun şaşırtıcı bir yanı yok şüphesiz. Çünkü onlar yalnızca özgür­lüklerini ve yaşam tarzlarını tehdit ve tehlike altında hissetmiyor, aynı za­manda her sokağa çıktıklarında, be­denlerinin üzerinde dolanan, hedefi şaşmış cinsel enerjiyle dolu aç gözleri de hissediyor.

Başı sıkıştığı her fırsatta kadının bedenini hedef alan bir dili siyaseti­nin temeli haline getiren AKP iktida­rı döneminde taciz, tecavüz ve şiddet vakalarının istatiksel olarak da artma­sı sadece bir rastlantı ile açıklanamaz. Türkiye Cumhuriyeti başbakanı kadınlara kaç çocuk sahibi olmaları ge­rektiğini salık verdi, kürtajın cinayet olduğunu iddia etti, hatta yetmedi, Uludere Katliamı’nı kürtaj ile eş tuttu. Baş böyle olunca ayaklar ne yapsınlar, alıp taşıdılar bu başı. AKP’li başka bir milletvekili üstelik de İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olan Ayhan Se­fer Üstün tecavüze uğrayanın kürtaj yaptırmaması gerektiğini buyurmakla kalmadı, kürtajın tecavüzden daha büyük bir suç olduğuna karar verdi. AKP’nin erkeklerinden hiç-susmaz İ. Melih Gökçek, “Kadınlar ahlaklı olursa kürtaj yapmak zorunda kal­maz” diyerek biz kadınlara haddimizi bildirdi. Eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ öyle duyarlıydı ki, tecavüz konusuna bir de sosyal devlet açısından yaklaşmak istedi: “Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar.” Devlet, “bakan”larıyla bu konuya çok iyi bakmayı sürdürdü. Cemil Çiçek, “flört fahişeliktir” dedi, flört eden er­kekleri değil ama kadınları “ahlak” yoluna çağırdı. Maliye Bakanı Meh­met Şimşek, işsizlik oranlarının yük­sek olmasının nedenini kadınların iş aramasına bağladı, bizi evde uslu uslu oturmaya ve istatistiklerle oynama­maya davet etti. Neyse ki Başbakan itiraf etti, hep birlikte rahat bir soluk aldık: “Ben zaten kadın erkek eşitliği­ne inanmıyorum”.

Polisin büyük bir keyifle doğru­dan hedef alarak üzerine biber gazı sıktığı ama yerinden oynatamadığı kırmızılı kadını, TOMA önünde kol­larını açmış direncini asla yitirmeyeceğini muştulayan genç kadını ve Taksim’e bikinisiyle çıkan ve ahlaksız ilan edilen kadını, sokaklara döken AKP iktidarıydı. Duvarlardan cinsi­yetçi küfürleri silen kadınları da, Vali Avni Mutlu’nun Gezi’deki çocukları­nı meydandan toplasın diye çağırdığı fakat direnişe destek için insan zin­ciri oluşturan anneleri de sokaklara döken aynı iktidardı. Hamilelerin so­kaklara çıkmasının terbiyesizlik oldu­ğunu hiç utanmadan söyleyen avukat Ömer Tuğrul İnançer’in sözleri üze­rine, evde tüm bu olaylar sırasında zaten zar zor duran yüzlerce hamileyi eylem yapmak için sokaklara döken de aynı iktidarın eril söylemiydi.

Peki, iktidarın bu eril söylemi al­tında lâfzen ve fiilen ezilen kadınlar kim?


-Kocalarının ağır hakaretlerine, bıçak darbelerine, yumruklarına, to­katlarına maruz kalan ve öldükten sonra dahi adaletin asla lehinde iş­lemediği kadınlarız biz. Katillerinin “haksız tahrik”ten o da yoksa “iyi hal indirimi”nden yararlandığı tüm öldürülmüş kadınlarız biz. Pınar Selek’in tüm şiddetiyle üzerine üzerine giden, Münevver Karabulut’u hun­harca katleden zengin oğulu koruyan, Ayşe Paşalı’nın artık fotoğraflarda kalan gözlerine bakmaya utanmayan, tacizi görmezden gelen, tecavüzcü­yü koruyan, bizleri doğum makinesi ya da sadece memeden ve vajina­dan ibaret sayan iktidarın karşısında olan kadınlarız biz. Bizler kadınlarız. “Kahkaha atarak, ellerinde dondur­malar yalayarak gezen tesettürlü kızlar”ız, TOMA’lara göğüs geren Zeki Müren’leriz, barış için yollara düşen Pippa Bacca’larız, sokaklarda özgürce gezintiye çıkan Sarai Sierra’yız, canı­nın acımasına artık izin vermeyecek olanlarız. Nina Simone şarkısını şöy­le bitiriyordu, Haziran işte bunu bir kere daha hatırlattı bize: Bir hayatım var / ve onu sürdürmeye devam ede­ceğim / Bir hayatım var / ve hiç kimse onu elimden alamayacak.