Baba [Bora Erdağı]

kampfplatz 1:1

Eylül 2012



Yaklaşık on aydır babamın bilinci kapalı. Son birkaç aydır da, algı düzeyinde bir gelişmesinin olduğunu ve bazı bedensel reflekslerini daha net ortaya koymaya başladığını gözlemlemekteyiz. Hasta yatağında uzanan babama baktıkça, hastalığı öncesi en ciddi konularda tartışırken yaptığı el-kol hareketlerini, mimiklerini halen sürdürdüğünü fark ediyoruz. Sevincini, hüznünü, şaşkınlığını, kızgınlığını bedenin o refleks düzeyindeki yansımalarından tanıyoruz. Doktora göre her ne kadar bu hallerin tamamı duygu durum bozukluğu ise de, söz konusu haller giderek duygu durum bozukluğunun bir adım ötesine yuvarlanmış gibi. Geleceği göreceğiz, görmeden bilmek şimdilik ve daima işimize gelecek.

Elbette onun bütün bu canlılığı, yatan hastanın halen babam olduğunu bilmeme yol açıyor. Babam adeta karşımda zihnin değil de sadece bedenin bir ifadesiymiş gibi duruyor. Onun bu hali bende iki düşünceyi sık sık uyandırıyor. Birincisi bedenin ne kadar esastan bir nitelik taşıdığı fikri, yani bedenin köken olduğu düşüncesi, ikincisi bedenin sanıldığı kadar geçici bir niteliğe sahip olmadığı düşüncesi. Bu iki düşünce bende, artık babamı oğullarına şefkat ve merhamet duyan biri olarak tanımlamamı engelliyor ama bir o kadar da tuhaf ve gerçek bir şeyleri kavramama yol açıyor. Babam düşüncemin bir nesnesi oldukça hem daha az duygusal bağ taşıdığım biri oluyor hem de bir o kadar yakınlaştığım ve hakkında konuşabildiğim birine dönüşüyor. Şimdilerde babama baba dediğimde, baba dediğim gerçeğin ne olduğunu daha doğrudan anlıyorum. Bir başka ifade ile babamı hissetmek yerine düşünüyorum. Acaba babayı düşünmenin yarattığı yakınlık mı yoksa babayı hissetmenin uzaklığı mı daha korkunç?


Şimdi “felsefe sıla özlemidir” diyen Hölderlin’e hak veriyorum ama bir çekince de koyuyorum. Sıla eğer düşünülebiliyorsa hissedilen özlem gerçek olur. Oysa hissedilen bir sılanın özlemi gerçek olmaktan öte, gerçekliğin yitimidir. Yitirilmiş her şey esastan, kökten ve yaşamsal bir aktarımdan azadedir. Hedefin kökene yönelmesi gerçekçi olursa hedef zenginleşir ve yüzleşme ortaya çıkar, totem hükümsüz kalır ama tarihselleşir de. Köken hedefe yöneldikçe, yoksunluk başlar ve özlem bir hissiyat dalgası olup akar. Bu durumda baba katilliği kaçınılmazdır, totemin hükmü devralınır ama tarihi talan edilir.