Açlık Grevi: Vicdani ve Siyasi Bir Gösterge [Kansu Yıldırım]

kampfplatz 1:2

Şubat 2013



Toplumsal ve bireysel mücadele/direniş tarzlarında kimi zaman rakamlar hayatiyet taşır. Hem somut hem de soyut anlamıyla… Özellikle bedenlerin siyasal mekân olarak kurgulandığı ve doğrudan eyleme geçirildiği açlık grevi tipindeki eylem biçimleri bazında düşünüldüğünde rakamlar, günlerin tek tek sayılmasından vücuttaki azalan protein, yağ, şeker miktarlarının seviyesinin yaşamsal değerleri etkilemesine değin vicdani göstergeler haline bürünür. Tıpkı geçtiğimiz aylarda üç temel talep etrafında bedenlerini siyasi mücadele alanına dâhil eden yüzlerce kişinin durumunda olduğu gibi: Kimisi siyasi, kimisi doğuştan gelen hak kategorisinde değerlendirilen çeşitli taleplerin kamu kudreti tarafından siyaset gündemine alınmamasını protesto etmek amacıyla. Elbette bu, ajandaya not düşürmek amacıyla bedenlerini direniş mekânlarına dönüştüren yüzlerce kişinin girdiği açlık grevi süreci.

Açlık grevi, liberal burjuva kalemşorların tartıştığı üzere ne eylem sürecine giren bireyin bilinç düzeyinin manipüle edildiği/“kandırıldığı”, ne de marjinal grupların yürüttüğü kaba bir şantaj biçimidir. Açlık grevi, adlandırılmayan pek çok siyasal talebin siyasetin “olağan” işleyişine olağandışı biçimde sokulma tarzlarından birisidir. Gündelik siyaset algısının tersyüz edilmesi; liberal tonda sıkça yankılanan, siyasetin naifliğinin parçalanmasıdır. Burada açlık grevine giren bireylerin, putperest ritüellerin baş döndürücülüğü içinde sürece dâhil olması söz konusu değildir; bireyler legal ve/veya illegal siyasete eklemlenme aşamalarında adım atamayacak/konuşmalarını kitlelere duyuramayacak konuma geldiklerinde, kendi bedenleri üzerinde tasarruflarını kullanarak doğrudan (ve pasif) direniş/eylem moduna geçerler. Bedenlerin biyolojik ve siyasi açıdan girdiği imtihan aynı zamanda eylemcinin bedenini acıyla disipline ederken, talebe ortak olan ya da olmayan diğer bireylerin hassasiyetlerini ve tepkilerini ölçmeye yarar. Kamuoyu reaksiyonu olarak tanımlanan bu aşama, salt talepler etrafında mutabık olma özelliğine indirgenmeden, toplumun farklı kesimlerinde empatik türden bağ yakalama amacı taşır. Bu noktadan sonra talepler, propaganda ve ajitasyon düzeyine göre kitlelerde karşılık bulmaya başlar. Taleplerin gerçekleştirilmesi, açlık grevindeki eylemciler için -talepler kitleler tarafından benimsenmese dahi- bu taleplere olan bağlılığının/sadakatinin diğerlerine gösterilmesi kadar önemlidir. Açlık grevinde senkronik bir ilişki bulunmaktadır.


Charles Tilly de From Interactions to Outcomes in Social Movements adlı makalesinde açlık grevlerinin toplumsal etkilerini incelerken, açlık grevlerinin zamansal ve mekânsal olarak yarattığı etkilere dikkat çekmişti: Toplumsal muhalefet yaratma sürecinde dayanışma gruplarının desteğini alabilme; başka bir bağlamda benzer nedenlerden ötürü gerçekleştirilecek eylemlere/direnişlere örnek olabilme; kamuoyunun, durumun bu kerteye gelmesi noktasında çeşitli hassasiyet damarları yakalayarak ve yaratarak sempatisini toplama. Medya desteğinin çekilebildiği ölçüde söz konusu direnişin, uzamsal olarak yayılması ve direnişin etkilerinin ulusallaşması, kurulan bağlantılar üzerinden uluslararasılaştırılması. Görüleceği üzere önceki, şimdiki ve sonraki tüm açlık grevleri eylem/direniş tarzları, bireylerin ve toplumun tüm duyu organlarına, farklı kanallarla, seviyeleri ve tonları farklı frekanslar göndermektedirler. Kayıtsız kalmak yahut kalmamak başka bir muhasebenin konusudur.